Ana içeriğe atla

Himaye-i Hayvanat Cemiyeti

Gündemin yoğun ve karışık olması sebebiyle bugüne kalmış bir post bu. Patili dostlarımızın günüydü dün. Bu sebeple onların geçmişini öğrenelim istedim. (Kaynak: Yazılar: Wikipedia, Görseller)


"Himaye-i Hayvanat Cemiyeti (Türkçe: Hayvanları Koruma Derneği), 4 Ekim 1912 tarihinde İstanbul'da kurulmuş bir hayvan hakları örgütüdür. Bizans döneminde şehirde yaygın olarak dolaşan başıboş hayvanlar kedilerken, İstanbul'un Türklerce alınmasından sonra durum değişti. Osmanlı ordusunda yer alan Türkmenler ile birlikte şehre giriş yapan köpeklerin sayısı zaman için büyük artış gösterdi. Şehirdeki başıboş köpek sayısı öylesine artmıştı ki köpeklerin 15-20 tanesinin birarada gezdiği görülüyordu.

Fransız botanikçi ve gezgin Joseph Pitton de Tournefort, güncelerinde İstanbul halkının bu köpekleri önemsediğinden, köpeklere yuva yapan ve uyumaları için altlarına saman seren hayır derneklerinin varlığından ve yalnızca köpeklere verilmek üzere et satan seyyar satıcılardan söz eder.

Daha yakın tarihlerde İstanbul'u ziyaret eden Mark Twain ise köpeklerin sefilliğinden ve uğradıkları kötü muameleden söz eder. Osmanlı'da batılılaşma hareketlerinin başladığı İkinci Meşrutiyet döneminde Dorina Neave, Twenty Six Year on the Boshorus (Türkçe: Boğaziçi'nde Yirmi Altı Yıl) adlı kitabında semt sakinlerinin sandalcılara para vererek köpekleri karşı kıyıya gönderdiğini, karşı kıyıdakilerin de iki kat para ödeyerek köpekleri geri gönderdiğini anlatır.


Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin kuruluş nedeniyse şehir içinde sayıları 50 bini aşan köpeklerden kurtulmak için devlet eliyle yürütülen resmî çalışmalardır. II. Mahmud döneminde ilk kez köpeklerin şehirden sürülmesine karar verildi. Sandallara, kayıklara doldurulan sokak köpekleri Hayırsızada olarak bilinen Sivriada'ya götürüldü. İkinci sürgün ise Abdülaziz döneminde yapıldı ancak İstanbul'un çeşitli yerlerinde yangınlar çıkmaya başlayınca bu olay halk arasında köpek tehcirinin laneti ve cezası olarak değerlendirildi ve adaya götürülen köpekler şehre geri getirildi.


Şark Ekspresi ilk yolcularıyla İstanbul'a geldiğinde, seçkin konuklar ve o tarihlerde yeni yeni artmaya başlayan araç trafiği köpek sürgünlerinin yine gerekli kıldı. Çünkü tramvay yollarında ve caddelerde gelişigüzel yatan köpekler kazalara neden oluyorlardı. Bu sürgünlerden en sonuncusu 1911 yılında yapıldı. Adaya hapsedilen köpekler hiçbir yardım bırakılmaksızın terk edilmişlerdi. Açlıktan birbirlerini yedikleri rivayet edilen köpeklerin adadaki ulumalarının geceleri İstanbul'dan duyulduğu söylenir.

Devlet eliyle yürütülen bu köpek kıyımına karşı harekete geçen bir grup nüfuzlu Osmanlı, 1912 yılında Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'ni kurdu. Derneğin başkanı Ayan Meclisi üyesi ve eski sadrazamlardan Hüseyin Hilmi Paşa; ikinci başkanları Şura-yı Devlet Reisi Said Halim Paşa ile Teşrifat-ı Umumiye Nazırı İsmail Cenani Bey; kâtipleri Ayan Meclisi üyesi Baserya Efendi ile Şura-yı Devlet üyesi Yusuf Razi Bey, veznedarı Türkiye Millî Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Sir H. Babington'dur. Köpek sürgünlerinin yapıldığı dönemde İstanbul valisi olan İbrahim Bey ile daha iki yıl önce binlerce köpeğin Sivriada'da birbirini yemesiyle biten facianın yaşandığı dönemde (Şehremini) İstanbul Belediye Başkanı olan Tevfik Bey de bu derneğin üyeleridendir.

Dernek, o dönemde Beyoğlu Belediyesi'nin bünyesinde hayvanlara uygulanan zulmü bitirmek, iyi muameleyi özendirmek ve özellikle çocuklar arasında iyilikseverlik ve yardımlaşmayı yaymak gibi amaçlarla kurulmuş ve köpek itlafına karşı büyük kampanyalar yürütmüştür. 1911 yılından sonra kayıtlarda hiçbir köpek itlafı ya da sürgününe rastlanmaması bu derneğin başarıya ulaştığını gösterir. 


Himaye-i Hayvanat Cemiyeti 1914'yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na girmesinden dolayı faaliyetine zorunlu olarak son vermek durumunda kalmıştır.

Fransız yazar Catherine Pinguet'nin Türkiye'de Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan İstanbul'un Köpekleri adlı kitapta yazar İstanbul'un eski gündelik yaşamında sokak köpeklerinin yerini, başıboş bu köpeklerin İstanbul halkıyla ilişkilerini, köpeklere yönelik başlatılan itlaf ve tehcir kampanyasını, buna karşı olarak ortaya çıkan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin çalışmalarını belgelerle anlatmaktadır."

İşte böyle dostlar, umarım hepiniz çevrenizdeki canların da sizi yaratan tarafından yaratıldığını fark edip; en az sizin kadar yaşamaya hakları olduğunu anlarsınız. Sevmek zorunda değilsiniz, zarar vermeyin yeter! 

Yorumlar

göldeki ev dedi ki…
ellerine sağlık.
teşekkürler paylaşım için
reyhane dedi ki…
Yaşasın hayvan sevgisi
Unknown dedi ki…
herkes evden artanları koysa, hayvanlar doyar. insan yapmak istediyse herşey başarılır. bu masum canları katletmek çözüm mü? aşılayıp, kısırlaştırıp sokağa bırakılabilir.
Yeşim dedi ki…
gonlumunbayramlari, ben teşekkür ederim okuyup yorum yazdığın için :)

reyhane, yaşasın cano onları sevemeyen yürek aşktan ne anlar ki...

Selma's world, çok haklısın onların bütün derdi karınlarını doyurmak. Zor değil bir kap su bir kap yiyecek koymak dediğim gibi sevmeseler de olur yeter ki zarar vermesinler...
Canım çok teşekkürler harika bir yayın olmuş. yeni yasayı çıkaranlarda eskileri örnek almışlar sanırım.
Din iman sadece kendilerinde gibi bağırırlarken , yaradılana acı çektirmekle yaradana ne kadar ulaşabilecekler bakalım.
Pati canları sevmeyenleri ben hiç sevmiyorum.
YETENEK-SİZİN dedi ki…
Sevgi pıtırcığım benim:)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Deneme 1...

Son 1 yıldır kanaviçeye merak sardım. Onu mu yapsam, bunu mu yapsam diye diye müthiş bir arşiv yaptım kendime. Fakat son günlerde yaşananlar gücüme gitti. Ben de ilk deneme çalışmamı Atatürk'ün imzasıyla yapmak istedim. Önce malzemelerimi aldım, imzayı çarpı işi modelledim. 2 ay önce başladığım halde, ne zaman elime alsam Miya'nın ipe atlayıp oynamak istemesi yüzünden bitiremedim. Dün onun uyumasını fırsat bilip en sonunda bitirdim. Şimdi sadece çerçevelenme işi kaldı. Nasıl olmuş becerebilmiş miyim?

Beklenen Şablon

Çok isteyen oldu o yüzden buradan hepinizle paylaşıyorum. Büyük boyutlu isterseniz burada . Yapacak herkese kolay gelsin.

İğnenaz ve Giden Yolcu

İğnenaz kim mi? Keçe iğneleme yöntemiyle aslında kedi yapmak için başlayıp sonra doğaçlama olarak matruşkaya dönüşen ilk bebeğim  :) İsim babası sevgili dostum Sıtkı Silah. Adını anmışken hatırlatayım; ilk kitabı Gelen Yolcu'dan ( bu yazımda bahsetmiştim ) sonra ikinci kitabı Giden Yolcu, Yitik Ülke Yayınlarından çıktı. Bu güçlü kalemle hala tanışmadıysanız kaybınız büyük derim. Eğer Gelen Yolcu'yu okuduysanız ve henüz Giden Yolcu'yu almadıysanız size bir sürprizim var. Bu yazıma yorum yapan ilk dört kişiye ismine özel imzalı Giden Yolcu'yu hediye edeceğim.  Gelelim İğnenaz'a, kitap okurken macaron yemeği seven bir matruşka o :}  İğnenaz şimdi, görür görmez ona aşık olan yeni sahibinde ve duyduğuma göre kitap okuyup macaron yemeğe devam ediyormuş ;} ♥ Hepinize mutlu bir haftasonu diliyorum ♥