26 Aralık 2012 Çarşamba

Yumurtasız, Sütsüz Kek

Yine çok ara verdim biliyorum. Artık mazeret bildirmeye de utanıyorum. Zira tembelliğim mazeret olmaktan çıktı :/ Neyse şimdi bu postu yazıyor olmam bile güzel. Haftasonu canım kek yapmak istedi ve fakat evde yumurta kalmamıştı. Canım ne var bunda marketten 2 yumurta alsaydın diyebilirsiniz. Alamazdım çünkü o saatte bütün marketler kapanmıştı. Eh bu durum beni "yumurtasız kek yapabilir miyim?"in peşine düşürdü. Google amca sağolsun, sorduğum soruyla beni Cafe Derin's'in bu tarifine götürdü :)



1+1/2 su bardağı  (195 gram) un
1 su bardağı  (200 gram) şeker
1/4 su bardağı  (25 gram) elenmiş şekersiz kakao - Dr. Oetker'in kakaosunu kullandım 1 paket=25gr-
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 tatlı kaşığı karbonat
1/4 tatlı kaşığı tuz
1/3 su bardağı (75 gram) erimiş tuzsuz tereyağ
1 su bardağı (240 ml) sıcak su
1 çorba kaşığı limon suyu ya da sirke - sirke kullandım-
1 tatlı kaşığı vanilya 

Ölçülerinizi tartınız varsa gramla yoksa su bardağınızla ayarlayın. Benim bardağım belirtilen gramajları tutturamadığı için ben ölçü olarak gramları kullandım. Tereyağını iyi seçin, ben Alemdağ tereyağını kullandım. Allah'ım o ne ağır bir yağmış. Ben ettim siz etmeyin yani. 

Çok kabaran bir kek değil, sakın telaş etmeyin. Bir de tazeyken dağılıyor, tadı da ertesi gün çok daha güzel bilginiz olsun.

Yaparken: Un, şeker, tuz, kabartma tozu, karbonat ve kakaoyu bir kapta karıştırıp, erimiş tereyağ, su, limon suyu (sirke) ve vanilyayı da ekleyip spatula ile homojen olana kadar karıştırın. Yağlanmış kalıbınıza karışımı dökün. -Ben yuvarlak borcam tepsimi kullandım kalıp olarak.- Önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında 25-30 dk  pişirin. Pudra şekeri veya çikolata sosla süsleyerek servis edin. Afiyet olsun ♥

18 Aralık 2012 Salı

Prens Ali'nin Macerası

Bir önceki postumda sadece "İSTİYORUM" demeniz karşılığında sizlerden 10 kişiye Prens Ali'nin Macerası adlı kitabı hediye edeceğimi duyurmuştum. Çünkü bu kitap çok özel. İlk sebebi yazarının henüz 9 yaşında olması, diğer sebebi ise; kitabın satışından elde edilen gelirin tamamının kayıtsız şartsız LÖSEV'e bağışlanıyor olması. Bugüne kadar "İSTİYORUM" diyen sadece 6 kişi oldu. Hepinize ilginiz için çok teşekkür ederim. Lütfen bana mail atarak adreslerinizi bildirin ki kitaplarınızı ulaştırayım :) Bir teşekkür de duyarlılığı için Yitik Ülke Yayın ve Potkal Kitap'a.


Elimde 3 kitap daha var isteyen olursa gönderebilirim.

♥ Kitapsız ve sevgisiz kalmamanız dileğiyle ♥

11 Aralık 2012 Salı

Hediye Kitap İsteyen?

Toyota Türkiye twitterdan,  hashtagi ile 100 bin tweet atılırsa LÖSEV'e bir ambulans bağışlayacağını açıkladı. Yitik Ülke Yayınları da 9 yaşındaki yazar A. Zeynep Leyla Gündoğar'ın yazıp resimlediği  adlı çocuk romanının gelirini koşulsuz olarak LÖSEV'e bağışladığını duyurdu. Böyle güzel bir niyete kayıtsız kalamadım ve Prens Ali'nin Macerası'nı sizlerden 10 şanslı kişiye hediye etmeye karar verdim. Yapmanız gereken bu postun altına İSTİYORUM diye yazmanız ve twitter hesabınız varsa bu iki hashtagi kullanarak tweet atmanız. Kitapların siparişini verdim. 17 Aralık Pazartesi günü 10 şanslı kişiyi random.org'la belirleyerek sizlere duyuracağım. 


23 Kasım 2012 Cuma

Meleklerle Yaşamak

Bugüne kadar hep ben yardım istedim meleklerimden. Şimdi meleklerime teşekkür etme zamanı benim için :) Kanatsız meleğim dünyalar tatlısı Tülin ablamın bir ricasını sizlere duyurmak istiyorum. 

 
Bizimle birlikte kocaman bir yürek olmak isterseniz meleğimin yazısı için buraya tıklayınız.

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kartpostal Etkinliği

Bakıyorum da artık beni özlemiyorsun bile bilog sen de haklısın. Sevgi emek ister. Çok ihmal ettim seni biliyorum. Daha sık yazacağıma söz verirsem beni yeniden sever misin? :)

Merhaba arkadaşlar. Bloguma ve tabii ki sizlere bir özür borcum var. Çok ihmal eder oldum farkındayım. Biraz teknik sebepler biraz da kendimle ilgili sebeplerden dolayı uzak kaldım. Yeni yılla birlikte yine eskisi gibi paylaşımlarıma devam edeceğime söz veriyorum. Bu isteğimi canlı tutmak için de sevgili Ece'nin blogunda başlattığı kartpostal etkinliğine katılıyorum. 


Yeni gelen yılı biribirimize yaptığımız özel kartlarla karşılamaya ne dersiniz? Cevabınız evetse sizi Ece'nin ilgili yazısına yorum yazmaya davet ediyorum :) Hadi biraz eğlenelim ne dersiniz?

31 Ekim 2012 Çarşamba

HappyHalloBirthWeenDay :)

Böyle saçma bir başlık daha atmamıştım blog yazdığım süre boyunca. Olsun siz yine de bir sorun bu başlığı neden attım diye? Sordunuz mu? O halde cevap veriyorum. Dünyadaki globalleşme sonucu artık hepimiz diğer kültürlerin de bayramlarını, özel günlerini biliyoruz. Bugünün anlam ve önemini anlatan bir başllık bu. Çünkü bugün hem Cadılar Bayramı (Halloween) hem de benim doğum günüm. Aslında tam da bugün doğmam bence tesadüf değil. Çünkü ben de cadının tekiyim :)) Bu benim 37. yaşımı bitirdiğim gün bundan sonra yaş 38 0.o ne zaman bu kadar büyüdüm inanın ben de bilmiyorum. Neticede doğan büyüyüyor ben de ömür denen bu zaman diliminin 38.'sine adım attım bakalım. 


Halloween (Cadılar Bayramı) demişken; bakalım ne kadar zamandır kutlanıyor ne amaçla kutlanıyor?

"Cadılar Bayramı'nın kökeni aslen Samhain olarak bilinen kadim Kelt Festivali'dir. Samhain Festivali hasat mevsiminin bitişini kutlamak için gerçekleştirilir. Geleneksel olarak, festival kadim Paganlar tarafından kış için malzemelerin ve malların hazırlanması için kullanılırdı. Eski Gaeller şimdi Cadılar Bayramı olarak bilinen 31 Ekim'in yaşayanlar ve ölüler dünyası arasında bir bağ yarattığına inanırdı. Ölüler kötü niyetli ve tehlikeli kabul edilir; yaşanılan sorunlardan, hastalıklardan ve kötü hasattan onlar sorumlu tutulurdu. Festivalde ateşler yakılır, genellikle kış için öldürülen hayvanların kemikleri bu ateşlerde yakılırdı. Raufun ruhları taklit edebilmek için maskeler ve kostümler giyilirdi. Maskeler Samhain'den saklanmak için, kapıya bırakılan şekerler onu doyurmak için ve balkabaklarına çizilen yüzler ona tapmak için yapılır. Samhain'in yüzyıllar önce cehenneme gönderildiğine ve bir kere geri geldi mi, diğer şeytanî güçleri uyandırabileceğine inanılır. Cadılar Bayramı zamanla Hristiyanlığa adapte edilmiş, Azizler Günü'nün arifesi olarak kabul edilmiş, Pagan kökleri unutturulmaya çalışılmıştır.

Bir Pagan festivali olarak İngiltere'de İrlandalılar, İskoçlar ve Galliler tarafından kutlanılmaya başlanmış; 19'uncu yüzyılda bu gelenek Kuzey Amerika'ya göçenler tarafından da devam etmiştir.
Batı Dünyası; 20'inci yüzyılda Cadılar Bayramı'nı bir Amerikan popüler kültürü olarak tanımıştır.
Cadılar Bayramı genelde Batı dünyası ülkelerinde kutlanır. Ancak popülaritesi Türkiye gibi ülkeleri de etkilemiştir.(Kaynak)

Bir turp ya da sukabağı oyarak içine mum koymak Cadılar Bayramına özgü bir adettir. Bayramın Kuzey Amerika'ya girişiyle birlikte balkabağı kullanılmaya başlandı. Adetin temelinde yatan sebepler tam olarak bilinmemekle beraber; öldükten sonra başının kesilmesini ve Kelt topraklarını istilacılardan korumak üzere Fransa'ya bakacak şekilde yerleştirilmesini isteyen Gal hükümdarı kutlu Bran'ın başını simgeliyor olması mümkündür.(Kaynak:NTV Yayınları, Mitoloji/272)

Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim'de kutlanan, çocukların genellikle korkunç kostümler giyerek kapı kapı dolaşıp şeker, meyve ve diğer hediyeleri topladığı bir bayramdır. Diğer Cadılar Bayramı aktiviteleri arasında kostüm partileri, korku filmleri izlemek ve perili olduğuna inanılan evlere gitmek sayılabilir.En yaygın olarak tüketilen şekerleme, elma şekeridir. Bundan farklı olarak tüm şekerlemeler de kullanılır. (Kaynak)"

Bu kadar bilgi yeter. Bugün doğumgünüm ben biraz şımarıp geleyim ;)

23 Ekim 2012 Salı

Bloga Gelen Adsız Yorumlar ve Yorum Ayarları

Birkaç aydır blog yazılarıma adsız spam yorumlar geliyor. Başlarda seyrek gelen bu yorumlar son bir ayda sıklaşmaya ve artık bunaltmaya başladı. 2 günde 78 spam yorum gelince tepem attı. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine yorum ayarlarımı değiştirince kurtuldum bu pislikten. Sizler de benim gibi rahatsızsanız bu yorumlardan ayarlarınızı aşağıdaki gibi değiştirirseniz rahat edersiniz.


Bu vesile ile hepinizin Kurban Bayramı'nı kutluyorum. Sevdiklerinizle birlikte sağlık ve mutlulukla nice bayramlara ulaşmanız dileğiyle hepinizi sevgiyle kucaklıyorum ♥♥♥

11 Ekim 2012 Perşembe

Mazeretim Var...

Çok sinirliyim bilog. İnsanların beni kendilerine benzetmeye çalışmalarını affedemiyorum. Bıktım artık mutsuz insanların mutsuzluklarına beni de ortak etmeye çalışmasından.  Beni seven ya olduğum gibi sevsin ya da hiç sevmesin lütfen! Gelip de bana "iyisin hoşsun da, bu da artık fazla değil mi?" diyen biri beni seviyor olamaz bilog. Zaten beni seven bunu söylemez öyle değil mi? Hayatımdaki hiç kimseden beni anlamasını veya anlamaya çalışmasını istemiyorum. Farklıyım ve farklı olduğumun farkındayım ayrıca da bu halimden mutluyum. Benimle arkadaşsan bunu göze alacaksın arkadaşım! Kendi kalıplarına beni de sokmaya çalışırsan işte o zaman işim olmaz seninle.

Facebook'a koyduğum "kediyim ben" fotoğraflarıma yazılan bir yorumdan çıktı bu kadar laf. Hayatımdaki herkese duyuruyorum: Kedileri seviyorum! Siz sevmeyebilirsiniz fakat bana saygı duymak zorundasınız. Arkadaşım olmanız sevgime müdahale yetkisi ve hakkı vermez size! Sevgimi nasıl yaşayacağımı da size soracak değilim! Sanırım yeterince açık olabilmişimdir. Şimdi herkes kendi işine ve mutsuzluğuna dönebilir!

Kendime not: Başkalarını umursayarak kalabalık bir hayat yaşayacağına, farklı mutluluğunla yalnız kal!

Bu fotoğraf geçtiğimiz hafta sonu Anıtpark'ta düzenlenen #ölümyasasınahayır mitinginde çekildi. Yeni çıkarılacak olan yasayı protesto etmek ve hem evimi hem de sokağımı dolayısıyla hayatımı paylaştığım patili dostlarımın sesi olmak için ben de oradaydım. Kedi oluşum da yine aynı sebeptendir. Bu yasayı çıkarmak isteyenlerin de sevgisiz ve mutsuz bireyler olduğunu düşünüyorum. Sevmeyi bilmeyen insanlar; lütfen bir iyilik yapın ve kendinizi uyutun, inanın; dünya siz olmadan çok daha güzel olacak!

5 Ekim 2012 Cuma

Himaye-i Hayvanat Cemiyeti

Gündemin yoğun ve karışık olması sebebiyle bugüne kalmış bir post bu. Patili dostlarımızın günüydü dün. Bu sebeple onların geçmişini öğrenelim istedim. (Kaynak: Yazılar: Wikipedia, Görseller)


"Himaye-i Hayvanat Cemiyeti (Türkçe: Hayvanları Koruma Derneği), 4 Ekim 1912 tarihinde İstanbul'da kurulmuş bir hayvan hakları örgütüdür. Bizans döneminde şehirde yaygın olarak dolaşan başıboş hayvanlar kedilerken, İstanbul'un Türklerce alınmasından sonra durum değişti. Osmanlı ordusunda yer alan Türkmenler ile birlikte şehre giriş yapan köpeklerin sayısı zaman için büyük artış gösterdi. Şehirdeki başıboş köpek sayısı öylesine artmıştı ki köpeklerin 15-20 tanesinin birarada gezdiği görülüyordu.

Fransız botanikçi ve gezgin Joseph Pitton de Tournefort, güncelerinde İstanbul halkının bu köpekleri önemsediğinden, köpeklere yuva yapan ve uyumaları için altlarına saman seren hayır derneklerinin varlığından ve yalnızca köpeklere verilmek üzere et satan seyyar satıcılardan söz eder.

Daha yakın tarihlerde İstanbul'u ziyaret eden Mark Twain ise köpeklerin sefilliğinden ve uğradıkları kötü muameleden söz eder. Osmanlı'da batılılaşma hareketlerinin başladığı İkinci Meşrutiyet döneminde Dorina Neave, Twenty Six Year on the Boshorus (Türkçe: Boğaziçi'nde Yirmi Altı Yıl) adlı kitabında semt sakinlerinin sandalcılara para vererek köpekleri karşı kıyıya gönderdiğini, karşı kıyıdakilerin de iki kat para ödeyerek köpekleri geri gönderdiğini anlatır.


Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin kuruluş nedeniyse şehir içinde sayıları 50 bini aşan köpeklerden kurtulmak için devlet eliyle yürütülen resmî çalışmalardır. II. Mahmud döneminde ilk kez köpeklerin şehirden sürülmesine karar verildi. Sandallara, kayıklara doldurulan sokak köpekleri Hayırsızada olarak bilinen Sivriada'ya götürüldü. İkinci sürgün ise Abdülaziz döneminde yapıldı ancak İstanbul'un çeşitli yerlerinde yangınlar çıkmaya başlayınca bu olay halk arasında köpek tehcirinin laneti ve cezası olarak değerlendirildi ve adaya götürülen köpekler şehre geri getirildi.


Şark Ekspresi ilk yolcularıyla İstanbul'a geldiğinde, seçkin konuklar ve o tarihlerde yeni yeni artmaya başlayan araç trafiği köpek sürgünlerinin yine gerekli kıldı. Çünkü tramvay yollarında ve caddelerde gelişigüzel yatan köpekler kazalara neden oluyorlardı. Bu sürgünlerden en sonuncusu 1911 yılında yapıldı. Adaya hapsedilen köpekler hiçbir yardım bırakılmaksızın terk edilmişlerdi. Açlıktan birbirlerini yedikleri rivayet edilen köpeklerin adadaki ulumalarının geceleri İstanbul'dan duyulduğu söylenir.

Devlet eliyle yürütülen bu köpek kıyımına karşı harekete geçen bir grup nüfuzlu Osmanlı, 1912 yılında Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'ni kurdu. Derneğin başkanı Ayan Meclisi üyesi ve eski sadrazamlardan Hüseyin Hilmi Paşa; ikinci başkanları Şura-yı Devlet Reisi Said Halim Paşa ile Teşrifat-ı Umumiye Nazırı İsmail Cenani Bey; kâtipleri Ayan Meclisi üyesi Baserya Efendi ile Şura-yı Devlet üyesi Yusuf Razi Bey, veznedarı Türkiye Millî Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Sir H. Babington'dur. Köpek sürgünlerinin yapıldığı dönemde İstanbul valisi olan İbrahim Bey ile daha iki yıl önce binlerce köpeğin Sivriada'da birbirini yemesiyle biten facianın yaşandığı dönemde (Şehremini) İstanbul Belediye Başkanı olan Tevfik Bey de bu derneğin üyeleridendir.

Dernek, o dönemde Beyoğlu Belediyesi'nin bünyesinde hayvanlara uygulanan zulmü bitirmek, iyi muameleyi özendirmek ve özellikle çocuklar arasında iyilikseverlik ve yardımlaşmayı yaymak gibi amaçlarla kurulmuş ve köpek itlafına karşı büyük kampanyalar yürütmüştür. 1911 yılından sonra kayıtlarda hiçbir köpek itlafı ya da sürgününe rastlanmaması bu derneğin başarıya ulaştığını gösterir. 


Himaye-i Hayvanat Cemiyeti 1914'yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na girmesinden dolayı faaliyetine zorunlu olarak son vermek durumunda kalmıştır.

Fransız yazar Catherine Pinguet'nin Türkiye'de Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan İstanbul'un Köpekleri adlı kitapta yazar İstanbul'un eski gündelik yaşamında sokak köpeklerinin yerini, başıboş bu köpeklerin İstanbul halkıyla ilişkilerini, köpeklere yönelik başlatılan itlaf ve tehcir kampanyasını, buna karşı olarak ortaya çıkan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti'nin çalışmalarını belgelerle anlatmaktadır."

İşte böyle dostlar, umarım hepiniz çevrenizdeki canların da sizi yaratan tarafından yaratıldığını fark edip; en az sizin kadar yaşamaya hakları olduğunu anlarsınız. Sevmek zorunda değilsiniz, zarar vermeyin yeter! 

3 Ekim 2012 Çarşamba

Blogger Buluşması


Hepiniz mutlaka duymuşsunuzdur geçen hafta Pazar günü İstanbul başta olmak üzere pek çok şehrimizde sokaktaki canların yaşama hakları için sözde(!) düzenlenen ölüm yasasına HAYIR demek için yürüyüşler düzenlendi. Söz konusu ölüm yasasına HAYIR demek ve tüylü dostlarımızın yaşama hakları için bu defa da Ankara'da, Pazar günü saat 14:00'da Sakarya Caddesi'nde toplanılacak. Nedir bu ölüm yasası derseniz Chilek'imin yazısını okumaya buraya alayım sizi. Sevgili Chilek ve ben dünyamızı paylaştığımız sessiz dostlarımızın sesi olmak ve bu insafsız yasanın dostlarımızın yaşam hakları doğrultusunda yeniden düzenlenmesini sağlamak amacıyla bu toplantıya destek vermek için orada olacağız. Hatta bunu bir blogger hareketine dönüştürelim diye düşündük. Blog yazarları olarak evinizdeki, sokağınızdaki patili dostlarımızın sesi olmak ve tepkinizi göstermek adına toplantıdan 1 saat önce yani saat 13:00'da buluşup kaynaşmaya ve sonrasında hep beraber HAYIR demeye var mısınız?

20 Eylül 2012 Perşembe

EKG Yüzük

Kalbimiz, vücudumuza kan pompalayan bir organdan çok daha fazlasıdır; içine sevgilerimizi, sevdiklerimizi sığdırırız aynı zamanda. EKG ise kalbimizdeki elektrik akımının kağıda yazdırılma işlemidir ve kalp ritminin anlaşılmasını sağlar. Şimdi öyle bir yüzük düşünün ki sizin ya da sevdiceğinizin EKG'sinden yapılmış olsun. İşte size romantik bir hediye fikri daha :) Bu büyüleyici yüzüklerin tasarımcısı Meghan Farrel. Farrel, Heart koleksiyonunu EKG yüzüklerinden oluşturmuş. Ben bayıldım bakalım sizler de beğenecek misiniz? Aranızda almak isteyen olursa burada satıştalar ;)




10 Eylül 2012 Pazartesi

Ojeli Parmaklar

Uzun zamandır blogumun istatistikleri doğrultusunda bir post hazırlamak istiyordum, bugüne kısmetmiş. Blogumu "ojeli parmaklar" ve "en güzel ojeli parmaklar" anahtar kelimeleriyle ziyaret edenler var. Mademki talep var o halde arz edeyim dedim :} İşte benim Pinterest'de oluşturduğum Nails panomda pinlediklerimin bir kısmı, umarım beğenirsiniz.











Hepinize rengarenk, mutlu bir hafta diliyorum :}

7 Eylül 2012 Cuma

Hug Me (Sarıl Bana)

Hepimizin severek giydiği giysileri vardır. En sevdiğimiz pantolonlarımız, kazaklarımız, tişörtlerimiz vs... Onları giydiğimizde kendimizi daha güzel ya da daha özel hissederiz. Biz onları severiz de onların bizi sevip sevmediğini düşüneniniz oldu mu hiç? "Saçmalama Öceli" dediğinizi duyar gibiyim :D tamam biliyorum düşünmediniz. Fakat Si Leong Chan bunu düşünmüş ve Hug Me (Sarıl Bana) adlı 2012 - 2013 Sonbahar/Kış erkek koleksiyonunu bile hazırlamış. Kendinizi yalnız hissettiğinizde ya da o an için birine sarılma ihtiyacı duyduğunuzda bu giysilerden birine sahip olmak istemez miydiniz?





Herkesin sevilmeye ihtiyacı vardır, değil mi?

17 Ağustos 2012 Cuma

Çoban Pilavı ve Yeşil Ayran

Merhaba, iki güzel tarifle döndüm bu defa :) Biri çok besleyici bir pilav, diğeri de gazlı içeceklere en güzel alternatif olan milli içeceğimiz ayran... Elbette ki farklı dokunuşlarla lezzetlendirilmiş tarifler bunlar.

Pilavla başlayalım. Alışageldiğimiz bir pilav değil, bu defa çoban pilavı yapıyoruz. Tarifi sevgili Funda'nın blogunda gördüm. Alternatif aradığım günlere denk gelmişti denedim ve tam not verdim. Bu pilavı verilen ölçülerle yaparsanız rahat 10 kişiyi doyurur :) Tarif için sizi buraya alalım. Ben sadece deneyimlerimi yazacağım. Karabiberi bana fazla gelse de çok sevdim. Sade yiyebileceğiniz gibi salata veya yoğurtla da yiyebilirsiniz o kadar doyurucu.

"Pilav kaşıkla yenir" çalışmam :)

Ve yeşil ayran... İçinde nane, dereotu, maydanoz, fesleğen olan ve su yerine sütle yapılan harika içecek. dokuzuncubulut'u bilmeyeniniz yoktur, varsa da öğrenme vakti gelmiştir. Tarif için sizi buraya alalım. Ben yine deneyimlerimi yazayım. Süt için kesinlikle endişelenmenize gerek yok anlaşılmıyor bile ;) Ben salatalığı rondoda iyice parçalayarak kullandım. Sizin de katı meyve sıkacağınız yoksa öyle yapabilirsiniz. Bir de mutlaka tuz kullanın, abartmadan tadına bakarak elbette ;)

Havalar hâlâ sıcakken mutlaka deneyin vazgeçilmez bir lezzeti var.

Mutlu geçecek bir haftasonu diliyorum hepinize...

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Öykü Dinlemeye Ne Dersiniz?


Kaç yıl oldu öykü dinlemeyeli? Geçen zamanı telafi etmek istemez misiniz? Eminim istersiniz :) fakat öyküyü dinlemeden önce kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Gelen Yolcu'yu ve yazarını bu yazımda sizlere tanıtmıştım. Güzel bir haberim var; yazarımız Sıtkı Silah artık blogosferde! Kitapları dışında kalan öyküleri, kendi izni doğrultusunda nebicimgunce.blogspot.com'da yayımlanıyor. Okumak isteyenleri nebicimgunce.blogspot.com'a bekliyoruz. Dinleyeceğiniz öykü Gelen Yolcu kitabından sevgili Yaşar Günaçgün'ün seslendirdiği Artısı adlı öykü. Şarkılar dinlemeye alışık olduğum o buğulu sesten öykü dinlemek bambaşka bir deneyim oldu benim için. Şimdi sizi buraya alayım...Gözlerinizi kapatın ve keyifle dinleyin...

19 Temmuz 2012 Perşembe

Miya Halleri -2-

Uzun zaman oldu yine yazmayalı, biliyorum olmuyor böyle ben de özlüyorum yazmayı. Okumayı özlüyorum demiyorum çünkü yorum yazamasam da mutlaka okuyorum yazdıklarınızı hepinizden haberim var aslında. Dönüşümü Miya ile yapmak istedim :) instagram hesabımdan paylaştığım bizim kızın halleriyle tanışın, bakalım haydut kızım neler yapmış ben yazmayalı :)


Her kedi gibi poşetlere girmeye bayılır Miya sultan, hatta hazır girmişken şekerleme bile yapar :)


Kedi de olsa her canlının kendini en güvenli ve huzurlu hissettiği yer ana kucağıdır. Bazen kuşları keser kucağımdayken...


Bazen de kafasını gömüp uyur uyansam da kıpırdayamam rahatı bozulmasın diye prensesimin :)


Ahh bu yatışına hastayım işte kıştan sonra gördüğü ilk güneşe sereserpe nasıl da uzanmış güzel kızım benim :) sendeki keyif kimsede yok :)


Kuş kesiyoruz yine pürdikkat.

Vee işte o an :) bundan bir sonraki karede kuş uçmuş Miya'da köşeyi dönmüştü :) yine eli boş kaldı çocuğumun olsun bu kadar heyecan bile yetti.

Keyfine de düşkündür bütün kediler gibi şu oturuşuna hastayım hanım ağa'm benim :)

Sık sık kanı kaynar annesine o kadar çok sever ki yemek ister :)

En sevdiği oyun da annesiyle temizlik yapmaktır."Bak anne burayı silmemişsin" :)

İşte bizim hallerimiz kısaca böyle. Sizlere sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz mutlu ve serin bir hafta sonu diliyorum. Bu gece sahura kalkıyoruz bakalım sahur maceralarımız da olacak mı? :) Bereketli ve huzurlu geçsin Ramazan ayınız :)

11 Haziran 2012 Pazartesi

Fotoğraf

Durakta üç kişi
Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde
Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel
Güzel anılar gibi güzel

Çocuk
Güzel anılar gibi hüzünlü
Hüzünlü şarkılar gibi güzel

Cemal Süreya

Hepinize sevdiklerinizle birlikte mutlu bir hafta diliyorum...

1 Haziran 2012 Cuma

+18 Tasarımlar

Bu çay seti, Luis Caicedo tarafından tasarlanmış. 6 ayrı parçadan oluşan set, çay saatlerini daha eğlenceli kılmak için düşünülmüş :) Burada satıştalar ve her yere gönderimi de mevcut :)






Almasam da fikrine hayran kaldım tasarımcısının.

Hepinize gönlünüzce geçireceğiniz mutlu bir hafta sonu diliyorum :)

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Pastel'in Kokulu Ojeleri

Blogumun ismine yaraşır bir post yazayım dedim bugün :) Ojeli parmaklar diye gelip eli boş dönen olmasın. Hafta sonu Watsons'a uğradım ojelere bakınırken PASTEL'in yeni serisi olan parfümlü ojelerini gördüm ve 4 tanesini hemen aldım :) "Sür, kurut ve kokla!" sloganıyla piyasaya sürülen seri bence bu yaza damgasını vuracak :)


Soldan sağa: Grapefruit (greyfurt), mint (nane), cinnamon (tarçın) bu top coat ve pine apple (ananas) O kadar çok merak ettim ki, dün alelacele nane kokulu olanı sürdüm :) kuruduktan sonra ciddi ciddi nane kokusu alıyorsunuz :)



Bugün de pine apple'ı sürdüm tırnaklarım ananas kokuyor mis gibi :)


Aslında bu oje işlerinden hiç anlamıyorum çok acemiyim sürerken. Bakmayın blog adımın ojeli parmaklar olduğuna ;} neden bu adı seçtiğimi burada anlatmıştım. Hepinize bu güzel deneyimi tavsiye ediyorum :) Ojeli günler efendim ;)

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Stil Direktörü'm Parfüm Hediye Ediyor!

Olmaz! Böyle güzel kokulu hediye verilip, insanın aklı başından alınmaz! Yapma Eda, bak bu defa da bana çıkmazsa elindeki en güzel kokuya el koyarım geldiğimde ona göre ;} Şaka bir yana bugüne kadar çok istediğim hediyelerinden hiçbirini kazanamamış olmam da şaşırtıcı 0.o Bana çıkmasın diye mi uğraşıyorsun acaba diye de düşünmüyor değilim zaman zaman ;} Kızma kızma biliyorum ki sende torpil sökmüyor. Neyse ben üzerime düşeni yapayım da gerisi şans artık ;}

Efendim blogosferin en tatlı ve de duayen bloggerı olan Stil Direktörü yani benim güzel Edi'm Parfüm Dükkanı'nın katkılarıyla yukarıdaki görselde gördüğünüz kokulardan, beğendiğiniz birini şartları yerine getirmeniz ve şansınızın da yardımıyla size hediye etmeyi vaad ediyor ;} 25 Mayıs son gün bence çıkmaz demeyin şansınızı deneyin ;} Edi'min yazısı için buraya tıklayın. Hepinize bol şans...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

+18 Fetiş Takılar

Bugün sizleri İngiliz takı tasarımcısı Catherine Chester ile tanıştırmak istiyorum. Catherine, 20. yy erotik fotoğrafları ve Viktorya dönemi portrelerinden esinlenerek kadın formlarında takılar yapıyor. Yüzük delisi olarak bacak formundaki yüzüklere bayıldım. Ayrıca broş ve küpeler de çok orijinal duruyor ;}





Bunlar benim beğendiğim +18 takılar daha fazlası için sizi buraya alalım ;)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...