29 Mart 2011 Salı

Piyano


Can Dündar'ın bugünkü yazısını buradan paylaşmak istedim. Fazıl Say'ın bilmediğimiz hikayesini okumanızı öneririm. İşte o yazı:

Piyano

Fazıl Say’ı Bilkent Senfoni Orkestrası ile yeni bestesi “İstanbul Senfonisi”nin Ankara’daki ilk seslendirilişinde dinledik.
Hemen önümüzde Ahmet Say oturuyordu.
Fazıl’ı dinlerken gözüm ondaydı. Eser bittiğinde herkes ayakta alkışlarken o sessizce oturdu. Neler hissettiğini, bir onu yakından tanıyanlar bilebilirdi; belki bir de benim gibi yeni çıkardığı hatıralarını okuyanlar... (“Ağaçlar Çiçekteydi”, Evrensel, Şubat 2011)
* * *
“Fazıl”, meğer Fazıl Say’ın dedesinin adıymış.
Matematikçi Fazıl Bey ile felsefe öğretmeni Nüzhet Hanım, 1940’ların çoğu aydın ailesi gibi, daha Ahmet doğmadan eve bir Alman piyanosu almışlar.
Ahmet Say, savaş yıllarında Yahudi bir “matmazel”den piyano dersleri alarak büyümüş. Annesi, ilerde ünlü bir piyanist olacağını düşlüyormuş. Babası ise “İki bilinmeyenli denklem çözemeyen, Thomas Moore’dan, Voltaire’den habersiz bir çocuk piyanist olamaz” diyormuş.
Ahmet, ilkokulu bitirince konservatuvara girmiş.
İşte o yıllarda, 3 yaşındaki kardeşi Mehmet, onulmaz bir hastalığa yakalanmış. Çok sevdiği kardeşinin, gözünün önünde eriyişini görmesin diye Ahmet, İzmir’e, teyzesine gönderilmiş.
Konservatuvar eğitimi kesilmiş tabii... Hasta kardeşi için zihninden beste yapmış.
Bir gün annesi gelmiş İzmir’e... “Memo”nun öldüğünü öğrenmiş. Hayatı boyunca hiç ağlamadığı kadar ağlamış Ahmet... Eve döndüğünde donup kalmış:
Memo’ya İsviçre’den ilaç getirtebilmek için eşyaların hemen hepsi satılmış.
Tabii piyano da...
Fazıl Say, oğlunun burukluğunu görünce “Sana yeni bir piyano alabiliriz” demiş.
Borca batmış babasının bu tesellisi karşısında sadece susmuş Ahmet Say...
Birkaç yıl sonra da evlat acısına dayanamayan babası Fazıl Say’ı kaybetmiş.
* * *
Ve yeni perde:
20 yıl sonra bir oğul gelmiş Say’ların evine...
Dedesinin adını vermişler ona...
Babası siyasi görüşlerinden dolayı o hapishaneden bu hapishaneye savrulup dururken bir gün evde küçük Fazıl’ın elindeki ilkel plastik düdükle “Daha dün annemizin”i çaldığını fark etmiş. Düdük kendiliğinden çalıyor sanmış başta... Çünkü Fazıl henüz iki yaşındaymış.
Tekrar tekrar çaldırmış; inanılır gibi değil ama daha çişini tutamayan çocuk, melodiyi ezberden çalabiliyormuş.
Fazıl’ı önce Opera Orkestrası’ndan Ali Kemal Kaya’ya, sonra da ünlü piyanist Mithat Fenmen’e emanet etmiş.
Fenmen, “Hadi bugün sokakta duyduklarını piyano ile anlat bakalım” demiş; notalarla anlatmış Fazıl...
Yetenekli çocukların en çok muhtaç olduğu, ama en zor bulduğu şeye kavuşmuş:
Onu yüreklendiren bir hocaya...
Anlayışlı bir babaya...
Veee evde güzel bir piyanoya...
Büyük Fazıl Say’ın oğlu için satmak zorunda kaldığı piyanoyu, küçük Fazıl Say’a babası almış.
Yarım kalan bir düş, torunda tamamlanmış.
* * *
Fazıl sahnede İstanbul sokaklarında duyduğu sesleri piyanoyla anlatırken ben Ahmet Say’ı süzüyordum.
Kendi hayatından eksilenleri biriktirip oğluna sunmuştu. Sadece iyi piyano çalan bir çocuk değil, Thomas Moore’dan, Voltaire’den haberdar bir aydın yetiştirmişti.
Belki Memo’yu ve onun için yaptığı besteyi düşünüyordu; belki bir gün Fazıl’ın onu da çalacağını umuyordu.
Piyano, dinleyicilere fark ettirmeden, üç kuşaklık bir acının ve zaferin hikâyesini çalıyordu.

Can Dündar, Milliyet 29.03.2010

25 Mart 2011 Cuma

Aşk...

Hepinize aşk dolu günler diliyorum :)

aşk

22 Mart 2011 Salı

2011 Takvimi


Bu yıl Temmuz ayı çok özel, çünkü 5 Cuma, 5 Cumartesi ve 5 Pazar günü var. Bu olay 823 yılda bir oluyormuş ve bu duruma "para çantası" deniyormuş.

Bu durumdan arkadaşlarımızı haberdar etmemiz gerekiyormuş yoksa parasız kalmamız söz konusuymuş. Kocişten gelen mailde böyle yazıyordu .)

533 kişiye mail gönderemeyeceğim için ben de blogumdan paylaşayım dedim ;) Yorum yazamasam da takipçisi olduğum herkesi okuyabiliyorum.

Şu iğrenç yasaktan kurtulunca hepsinin acısını çıkaracağım.
Hepinizi çok özledim

21 Mart 2011 Pazartesi

Benim Küçük Pembe Panterim

Pink Panther

Blogspot yasağının kalkmış (!) olmasına rağmen hala bloglarımıza erişimde sıkıntılar yaşıyoruz :( Peki blog okuyamayan blogger ne yapar? Kendini keçelere verir :) Çocukluğumun en sakar kahramanını keçeden kapı süsü olarak çalıştım. 20 cm boyunda, adına yakışır şekilde pembiş ve şaşkın bir panter oldu :) Beğendiniz mi?

18 Mart 2011 Cuma

18 Mart 1915

18 Mart 1915 Perşembe. Yakın tarihin en büyük armadası oluşuyordu. Birleşik Donanma tam 18 zırhlıyla Çanakkale Boğazı'na yaklaşmaktaydı. Amaçları Boğaz'ı geçip İstanbul'a ulaşmaktı. Saat 10:30'da ilk grubun öncüsü kruvazör, destroyer muhrip, torpidobot ve mayın gemileri Boğaz'a girdiler. Boğaz ağzında ilk 10 zırhlının silüeti belirdi.

zırhlılar

Müthiş bir gurur ve güven içinde yaklaşıyorlardı. Gözcülerin göğüsleri sıkıştı. Bir değil, iki değil, üç değil on yüzen kale geliyordu. Hayır! Arkada sekiz yüzen kale daha vardı. On sekiz yüzen kale! 600 top! Yüzlerce ateş dili olan ejderha, uzayarak, yayılarak, homur homur, ağır ağır Boğaz'ı doldurmaktaydı. Çanakkale'ye 16.000 metre kalınca, Erenköy hizasında, ejderha yavaşlayıp durdu. 1. ve 2. gruplar savaş düzenine girdiler. Amiral gemisinden beklenen işaret verildi: Ateş! İntepe'deki batarya hemen karşılık verdi. Saat 11:15'ti. Tarihe '18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı' olarak geçecek olan benzersiz savaş başladı.

harita_2

Hangi zırhlının hangi tabyaya ateş edeceği belirlenmişti. Zırhlıların hedeflere çevrili uzun namlularının ağızlarında alevler parladı. Ölüm, yıkım, yangın yağdırmaya başladılar. Bir ateş kasırgasıydı bu. Toplarının menzilleri yetersiz olduğu için tabyalar bu kasırgaya yanıt veremediler. En uzun menzilli topların bulunduğu Anadolu Hamidiye tabyası bile, mermilerin zırhlılara erişemediğini görünce, boşa mermi harcamamak için ateşi kesti. Bu toplu, yoğun, arsız ateş 35 dakika sürecek, bütün tabyalarda zavallı topçular toplarının yetersizliği yüzünden sığınaklarda bekleyecekler, kimileri öfkeden ağlayacaktı.

batarya

Saat 12:20'ydi. Mermilerin bir kısmı, tedbirli komutanların, topçuların yalvarmalarına rağmen kullanım izni vermedikleri, işte böyle bir gün için sıkı sıkı sakladıkları zırh delici mermilerdi. Bugün bile hepsinin kullanılmasına evet demeyeceklerdi. Çimenlik tabyasında mermi cimrisi komutan avazı çıktığı kadar bağırıyordu: "Tek mermi bile boşa atılmayacak. Atanı doğduğuna pişman ederim." Bütün bu kıyametin içinde Rumeli Mecidiye tabyasının en büyük ve yararlı topunun yanında bir tek mermi kalmıştı. Yüzbaşı Hilmi Şanlıtop gözüne, Erenköy Koyu'na çekilmeye çalışan Bouvet zırhlısını kestirdi. Son mermi ona atıldı, kıl payı boşa gitti. Yüzbaşı geminin uzaklığını çok iyi hesaplamıştı. Ah birkaç mermi daha olsaydı! Ama mermi taşıyan vagoncuk parçalanmış, rayı dağılmıştı. Topun çaresiz kalışı sıra eri Edremitli Seyit'in içine dokundu. Cephaneliğe koştu. 275 kg ağırlığındaki dev mermi cephaneliğin kapısında, kaldıraca bağlı, havada duruyordu. Seyit mermiyi işaret etti: "Sırtıma verin!" Cephaneciler "bunu taşıyamazsın Seyit!" dediler. Seyit bağırdı: "Siz verin! Haydi, çabuk!" Koca mermiyi Seyit'in sırtına indirdiler. Seyit iki eliyle, anasını kucaklar gibi mermiyi kavradı, tarttı. Kemikleri zangırdadı, eklemleri ezildi, dizleri titredi. Zorlukla da olsa ayakta durabildi. Damarları çatlıyordu, burnundan kan boşaldı. Besmele çekip yürüdü, geç kalıyordu, hızlandı. Mermiyi topun asansörüne yerleştirdi.

edremitliseyit

Böylelikle tam üç mermiyi topun asansörüne taşıdı Seyit. İlk mermi geminin kulesini yaralamıştı. İkinci mermi baş taretini parçaladı. Sırada son mermi vardı dualarla uğurlandı. Son mermi Bouvet'in su kesiminin biraz altına isabet etti. Gövdesinin alt kısmında açılan yaradan dolayı dev gemi anında yana yattı. Mecidiye mürettebatı sevinç sarhoşu oldu. Yan yatan gemi Karanlık Liman'a kayıyordu. Orada Nusrat'ın hala keşfedilmemiş 18 mayını vardı. Sürüklenen Bouvet'in yaralı gövdesi bunlardan birine değdi ve göğü çatlatacak şiddette bir patlama oldu. Havaya kızıl bir duman yükseldi. Gemi 2 dakika içinde alabora oldu, Kaptan Rageot, 20 subay ve 600 erle birlikte batıp gözden kayboldu.

batanzırhlı

Saat 14:10'u gösteriyordu. Saat 18:00'de 3 zırhlı batırılmış, 5 zırhlı da yaraları nedeniyle savaş alanından ayrılmak zorunda kalmıştı. Donanma yarıya yakın kuvvetini kaybetmişti. Amiral de Robeck geri çekilme emri verdi. Yenilmez armada yenilmişti. Zafer kulaktan kulağa yayıldı. Süleymaniye camisinin iki minaresinin arasına kandillerle yazılan yazılan cümle milli bir parola olacaktı. "Çanakkale geçilmez!" Turgut Özakman'ın Diriliş Çanakkale 1915 adlı kitabından alıntıdır.

11 Mart 2011 Cuma

Kokteyl Yüzükler

Sıcak bir yaz günü serinlemek için buz gibi bir kokteyle kim hayır diyebilir? Fakat bu defa içmek değil onları parmağınza takmak isteyeceksiniz. En sevilen kokteyller Piaget'e ilham vermiş ve şık tasarımlarıyla yüzük olmuş. Piaget'in Limelight Koleksiyonunda yer alan Sex on the Beach, Blue Hawai ve Mojito'nun yüzük halini çok sevdim. Sizler de beğendiniz mi?




9 Mart 2011 Çarşamba

23 Nisan LÖSEV Oyuncak Etkinliği

lösev

Bulut Gölgesi blogunun zarif yazarı sevgili Tülin ablam rica etmişti bu etkinliği duyurmamı. Bloglarımızın kapatılması yüzünden yazamamıştım, çünkü ben de bu süreçte bloguma 1 hafta süreyle ulaşamadım ne yazıkki :( com. adresime taşınmam sayesinde artık rahatça yazabiliyorum. Etkinliğin amacı; LÖSEV çocuklarının 23 Nisan'ı oyuncaklarla kutlaması. Katılımınız halinde sizin de keyif alacağınız bir etkinlik. Bir çocuğu mutlu edeceğinizi bilmeniz de ayrı bir manevi haz sebebi. Ayrıntılar için hepinizi sevgili Tülin ablamın buradaki yazısına yönlendiriyorum :) Gelin hep birlikte çocuklarımızı sevindirelim.

8 Mart 2011 Salı

Tüm Kadınlara

masal

Biri kurbağayı öper, biri kuleye kapatılır, biri yüzyıl uyur, biri 7 cücelerle yaşamak zorunda kalır. Masallarda bile kadın olmak zor... 8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun :)

7 Mart 2011 Pazartesi

Mickey-Minnie Mouse Aşkına

Dikkat bu post Mickey Mouse ve Minnie Mouse hayranları içindir. Mickey'nin eli yüzük oldu :) Japon Jam Home Made tarafından tasarlanmış bu sevimli Mickey'nin eli yüzüklerini çok sevdim :)





Bunlar da Minnie'den esinlenerek yapılan yüzük ve kolye ucu. d_luxe tasarım ikilisi Karie ve Megan tarafından tasarlanmış.

minnie_ring

Ben bayıldım bu güzelliklere ya siz?

4 Mart 2011 Cuma

Hayalgücü Etkinliği 3 Hakkında Duyuru

Hepinize merhaba, bloglarımızın kapatılması kararı gündemimize bomba gibi düştü ne yazıkki. Bazı arkadaşlarımız DNS ayarlarını değiştirerek blog okuyabiliyor ya da kendi bloglarını güncelleyebiliyorlar. Fakat herkesin aynı teknik bilgilere sahip olmadığını düşünerek bloglarımıza tekrar özgürce yazabileceğimiz zamana kadar etkinliğimizi erteleme kararı aldık :( Eşleştirme ve gönderim için ayrıca duyuru yapacağız. Etkinlik kuralları geçerliliğini korumaktadır. Projelerini hazırlayanların üzülmemesini hazırlamayanların da ellerinde hazır bulundurmasını önemle rica ederiz. Bloglarımız açıldığı an etkinliğimiz kaldığı yerden seyrine devam edecektir :) Anlayışınız ve katılımınız için çok teşekkür ederiz. En kısa zamanda görüşmek ve kaldığımız yerden devam etmek dileğiyle... Bu arada lütfen desteğinizi esirgemeyin.
twitter: #dokunmadokunma
blogumadokunma

2 Mart 2011 Çarşamba

Bildiri

blogumadokunma



Bir ülkenin internet deneyimi ve tarihinin sansürlerle anılması çok trajikomik bir durumdur. İnternetin özü olan birey haklarının ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, sosyal medya dünyasının özüne tamamen aykırıdır.

Bizler; Türkiye’nin dört bir yanından profesyonel veya amatör olarak blog tutanlar, internette günlük yaşantılarını ve birikimlerini ve deneyimlerini diğer insanlarla paylaşma hevesiyle tutuşan herkes, gelişmeleri endişe içinde izlemekteyiz.

5846’nci no’lu kanunun esnekliğinden mütevellit, 1 Mart 2011 günü, Google’a ait olan ücretsiz blog servisi Blogspot, Digiturk grubunun açmış olduğu dava sebebiyle erişime kapatılmıştır. Süper Toto Süper Lig’in yayın haklarının sahibi olan Digiturk bu davada, korsan olarak LigTV yayını yapan kişilere karşı kendi haklarını savunmak amacıyla hukuki süreç başlatmıştır. Ancak ilgili kanun gereği yasaklamaların, sitelerin adresleri ve alt-domainleri üzerinden değil; IP adresleri üzerinden yapılması sebebiyle Blogspot’a ait birçok ilişkili IP aralığı erişime kapatılmıştır. Böylelikle de binlerce blogger’ın kişisel sitesi sansür kurbanı olmuştur. Bazı bloglara bazı anlarda girilmesinin sebebi ise aynı IP üzerinde birçok blogun yer alması ve aslında her IP’nin yasaklanmamış olmasıdır.

İlgili kanunun esnekliğini ve nelere yol açtığını geçmişte birçok kez görmüşken, devlet sansüründen dolayı binlerce site yasaklanıyorken, Digiturk ve Google’dan daha duyarlı davranmalarını beklemek tüm blogger’ların hakkıdır. YouTube’daki korsan maç yayınlarını kaldırmak için yapılan özel yetki anlaşmasının bir benzerinin de Blogspot için yapılması ihtimal dışı değildir. Bugüne dek Digiturk ve Google bu konuda masaya niçin oturmamışlardır? Google kendi kullanıcılarının hakkını neden savunmamaktadır? Digiturk böyle bir topyekün sansürün yaşanacağını bile bile neden hâlâ, tek amaçları düşüncelerini diğer insanlarla paylaşmak olan bloggerları mağdur etmektedir? Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa koyucuları, vatandaşlarının ifade özgürlüğü hakkının gasp edilmesine neden hâlâ göz yummaktadır?

Kaldı ki bu korsan yayınları yapan kişiler, teknik bilgileri yüksek olduğundan bu yasaktan etkilenmemektedir. Tam tersine bu sansür, tek amacı blog tutmak olan internet kullanıcılarını etkilemektedir.

Digiturk, Google ve Türkiye Cumhuriyeti devletini artık bu sansür ayıbına karşı duyarlı olmaya, tüm sansür karşıtı internet kullanıcılarını bu harekete katılmaya ve tüm basın mensuplarını ifade özgürlüğüne destek vermeye davet ediyoruz.

Tüm Blogger’lar adına,

Bloguma Dokunma

http://facebook.com/blogumadokunma

http://blogumadokunma.tumblr.com

blogumadokunmailetisim@gmail.com

1 Mart 2011 Salı

Kara 1 Mart

blogumadokunma

Zaten hepiniz biliyorsunuz olanları daha fazla yazmaya gerek yok. Neler yapabileceğinizle ilgili canım dostum Eda'nın yazısını okumanızı öneririm. Destek için  http://www.facebook.com/blogumadokunma
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...