30 Nisan 2010 Cuma

Tişörtlerimizi Keselim :)

Bu yaz böyle takılıyoruz hanımlar :) Dolabınızdaki sıkıldığınız t-shirtlerinizi bu şekilde değerlendirebilirsiniz. Benden söylemesi :)

28 Nisan 2010 Çarşamba

Hairy Sock'dan Eğlenceli Tasarımlar

Ruta Kiskyte, sıradışı tasarımlarıyla yüzünüzde kocaman bir gülümsemeye neden oluyor. Beni gülümsetti en azından. Polimer kil kullanarak yaptığı takıları ben çok sevdim. Daha fazlası için buyurun.

27 Nisan 2010 Salı

Kupia Papalina'nın Acı Kaybı

Blogunu severek takip ettiğim sevgili Kupia Papalina'nın annesini kaybettiğini içim acıyarak öğrendim. Canım acın çok büyük biliyorum ve yürekten paylaşıyorum. Ama hayat bu hepimiz er geç yüzleşeceğiz bu gerçekle. Yazında da belirttiğin gibi güçlü olmalısın. Ve biliyorum ki olacaksın. Sana ve ailene sabırlar diliyorum.
(Görsel)

25 Nisan 2010 Pazar

Mutfağımın Yeni Cicileri+DIY Projesi

Bu hafta sonu benim için oldukça yorucuydu. Bahar temizliği yaptım. Kışlıklar kaldırıldı, yazlıklar çıkarıldı, perdeler yıkandı. İşin en zor kısmı da buydu. Store perdeleri yıkamak kadar eziyetli bir iş yok. Her yanım ağırıyor iki gündür. Bu kadar işin arasına bir de Ankamall turu sıkıştırdım :) İşte bu turdan elimde kalanlar. İlki Salt Dog Pepper Cat tuzluk-biberlik. Mudo'da görünce çok beğendim Tolga'cığım da alalım deyince aldık. Çok şekerler :) Bir de DIY projem var. Yine Mudo da gördüğüm ve beğendiğim bir aksesuar. Tolga'm çok kolay bu yapılır ki deyince fotoğrafladım. Birbirine yapıştırılmış somunlardan yapılmış insan gövdesi. İhtiyacımız olan bir tors (güzel sanatlar öğrencilerinin kullandığı alçıdan yapılmış modeller), kullanılmayan somunlar ve şeffaf silikon.

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23 Nisan 1935 yılından itibaren kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî bayramıdır.
23 Nisan 1920 de TBMM'nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan Hakimiyet-i Milliye bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin 23-30 Nisan’ı Çocuk Haftası ve haftanın ilk gününü de çocuk bayramı ilan ettiği 1935'den itibaren kutlanmaya başlanan bayramdır. Bu iki bayram 23 Nisan 1935 yılında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adı altında bir araya getirilmiştir. Hakimiyet-i Milliye Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin açılışını kutlamak amacını taşırken; Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO'nun 1979'u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. (Kaynak)

Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren fiilen, bütün iş ve hareketlerimiz ile gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulmayan milletler başka milletlerin avıdır...Gazi Mustafa Kemal 1923

22 Nisan 2010 Perşembe

Mika Organic

Mika Machida'nın ilham kaynağı, çevre bilinci, gezegen ve hayvanlar. Yaşadığımız gezegenin üyeleri olarak sorumluluğumuzun onun güzelliklerini gelecek nesillere de aktarmak olduğunu vurguluyor. Bu bilinçle tamamen organik malzemeler kullanarak yaptığı koleksiyonundaki her parçaya bayıldım. Favorim at figürlü bu elbise. Diğerleri için buradan buyurun.

20 Nisan 2010 Salı

Mutlu Kibrit Kutuları :)

Haftalar öncesinden hazırlamaya başladığım halde ancak dün bitirebildiğim (tembel Yeşim) yaparken inanılmaz bir keyif ve mutluluk duyduğum kibrit kutularım bunlar. Ben daha çok erkek çocukları için kibrit kutuları süsledim. Kutuların içine balonlar ve kendi yaptığım ayıcık magnetlerden koydum. Kutulardan dördünün bir yüzüne çocuklar için sütün önemini hatırlatmak istediğimden süt temalı stickerlar yapıştırdım. Diğer yüzüne de aldığım küçük arabaları hasır iple bağladım. Diğer iki kutunun da bir yüzüne yine stickerlar yapıştırdım. Bu iki kutunun hediyesi de keçelerden yaptığım minik fil anahtarlıklar oldu. Son olarak yaptıklarımı beyaz keçeyle kaplayıp dört tarafına renkli keçe balonlar yapıştırdığım kutuya yerleştirdim. Kutunun üst kapağına da yine renkli keçe balonları bu defa üç boyutlu yaparak yapıştırdım. Umarım minik yüzlerde kocaman gülümsemelere sebep olur kutucuklarım :)

19 Nisan 2010 Pazartesi

Vazolara Kuş Kondu

Graham&Green tasarımı olan bu minyatür kuşlu vazoları çok sevdim. Serçe ve ağaçkakan olarak iki ayrı kuş çalışılmış. Tanesi £19,75. Bu vazolar masalara çok yakışacak. Ne dersiniz serçe mi, ağaçkakan mı?

16 Nisan 2010 Cuma

DIY_ Zincir Aşkı

Zincirler bu kadar gündemdeyken biz de nasiplenelim istedim. İşte sizlere süper fikirlerle geri döndüm :) Sandee Shin'in Armor Jewellery adıyla satışını yaptığı Ten koleksiyonundaki giyilebilen zincir tasarımlarına hayran kaldım. E tabi bizlere de esin kaynağı oldu :) Yaparsanız lütfen beni haberdar edin.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Hiç Tanımadığınız Bir Akrabanızın Kaderini Taşıyorsunuz

Evet doğru okudunuz. Üstelik bunun gerçekliği bilimsel olarak da kanıtlanmış. Anne ve babamızdan genetik olarak aldığımız tek şey saç, göz ve ten rengimiz değil. Aile köklerimizden bazı ruhsal tramvaları da miras alabiliyoruz. "Aile Dizimi" alma mazlumun ah'ını çıkar aheste aheste atasözünün bilimsel karşılığı. Bugün bir arkadaşımdan gelen maili paylaşmak istiyorum sizlerle. Ayşe Arman'ın 7 Mart 2010 tarihli yazısı:

Mehmet Zararsızoğlu'nu N. sayesinde tanıdım.
N. ve kızı Dubai'de bizde kaldılar. Baktım sürekli kızının peşinde. Endişeli. Geceleri kontrol ediyor, terledi mi, üzeri açıldı mı, yedi mi, içti mi, soğuk mu, sıcak mı, hasta olur mu, klima dokunur mu, alerji yapar mı... Sonu yok! “Ne kadar endişelisin!” deyince, “Demek fark ettin” dedi. Ve anlattı: “Annem benden önce 8 çocuk düşürmüş. Ben çok kıymetli 9'uncu çocuğum. Annemin benim hakkımdaki endişelerini ben devralmışım, o yüzden kızımın üzerine düşüyormuşum.” Bunları ben uydurmuyorum, Mehmet Zararsızoğlu söylüyor.
“O da kim” diyorum
Başlıyor anlatmaya...
Aile dizimini Almanya'dan Türkiye'ye getiren psikoterapist. N.'yi hiç doğmamış 8 kardeşiyle yüzleştiriyor. N. de orada bulunan 25 kişiyle aile matrisine dalıyor.
“O da neymiş” diyorum.
“Bizler hiç tanımadığımız bir halamızın ya da teyzemizin kaderini taşıyor olabiliriz” diyor, “Çünkü matriste hiçbir şey boşa gitmiyor, her şey kaydoluyor ve çözümlenmezse belli aralıklarla tekrarlanıyor. Mehmet Zararsızoğlu da bunu önlemeye çalışıyor!”
Tabii ki yemedim, içmedim kendisiyle tanıştım.
Aile dizimleri hakkında daha fazla bilgi için: www.tsde.org
* Nedir bu “aile dizimi”?
- Bir terapi tekniği. Türkiye'de yeni. Yaşamımıza ait, bizim göremediğimiz çok derinlerdeki gerçeklerle yüzleşmemizi sağlıyor.
* Çok açıklayıcı oldu teşekkür ederim.
- Hepimizin bir aile matrisi var. Nedir bu? Geçmiş nesillerimiz. Anne ve babamızdan gelen birinci dereceden kan bağıyla bağlı olduğumuz akrabalarımız. Halalarımız, teyzelerimiz, amcalarımız, büyük amcalarımız, dedelerimiz, anneannelerimiz... Onlar, güzel şeyler de yaşamışlar travmalar da. Evlilikler, düşükler, küçük yaşta ölümler, göçler, evlat verilmeler, hatta cinayetler. Hayat, onlara ne getirdiyse, hepsi o matriste yer alıyor. Genlerimiz kalıtımsal yolla geçiyor ya, geçmişte aile matrisimizde vuku bulan, cinayet, göç, kayıp ve diğer travmalar da sonraki gelen nesillere devroluyor. Farkına bile varmadan, kaderi kötü bir dayıyı, amcayı, hatta bir büyükbabayı bir şekilde temsil ediyoruz.
* Vay, vay, vay! Nasıl olur ki böyle şey? Ben o adamı hiç görmemiş olabilirim. Ben doğmadan ölmüş olabilir, alakam bile olmayan bir aile büyüğünün kaderi beni nasıl bağlar? Niye onun yükünü taşırım?
- Biyolojide “morfik rezonans” diye bir kavram var. İngiliz biyolog Rupert Sheldrake, canlıların dünyasındaki her şeyin bir yerde kaydolduğunu söylüyor. Yaptığımız her şey kayıt altında. Dünyada sır yok. Kuantum fiziği de, zamansızlık ve mekansızlık ilkesinden söz ediyor, hiçbir şeyin dünyada kaybolmadığını ve tekrar ettiğini anlatıyor...
* Sizi anlamak istiyorum ama henüz anlayamıyorum...
- “Sistem”de yaşanmış olan her şey, morfik rezonansa kaydoluyor. Ve bizden bağımsız olarak, istesek de istemesek de sürekli “sistem”i etkisi altında tutuyor.
* Bu mekanizma nasıl çalışıyorsa?
- Eğer geçmişine dönüp bakmıyorsan, büyük resmi bilmiyorsan, görmüyorsan, sistemdeki kayıtlı bilgilerden habersizsen, ilgisizsen, dile getirmiyorsan, anlatmıyorsan, konuşmuyorsan, bu mekanizma çalışıyor ve çok kuvvetli bir şekilde, aile büyüklerinin kaderleri yeni nesillere sirayet ediyor.
* Yani endişeler, korkular, travmalar kuşaktan kuşağa mı aktarılıyor?
- Öyle de diyebiliriz. Ama çoğunlukla insanlar bunun farkında bile olmuyorlar. Geliyorlar, görüyorsunuz gayet düzgün insanlar, en iyi okulları bitirmişler, yaldızlı diplomalara sahipler, ama hiçbir şekilde içsel boşluktan kurtulamıyorlar. Aile matrisine bakıyorum, sistemden gelen bir şey var mı?
* Peki nasıl anlıyorsunuz da matrise bakıyorsunuz?
- Soruyorum, hayatta nerede takıldığını soruyorum, “Ters giden ne, neyle baş edemiyorsunuz” diyorum. “Her şeyim var ama mutsuzum” diyor, “Para bereketli olmuyor” diyor. Hissediyorum, bu matrisle ilintili bir şey. Mesela grup terapisinde, rezonansından ve “temsilci”den yararlanıp geriye doğru bakıyoruz, iki nesil evvel bir büyük büyükbabanın, birilerinin canını acıtarak haksız gelirler elde ettiğini görüyoruz. İşte o bereketsizlik, o büyük büyükbabadan miras. O haksızlığın bedelini torun ödüyor. Veya evlatlık verilen bir dayı çıkıyor ortaya veya cinayete kurban giden bir amca...
* Bir ailede dört kardeş var, geçmişte de bir travma yaşanmış, kardeşlerden hangisi etkileniyor? Kısa çubuğu çeken mi?
- İlla ki şuna ya da bunu isabet edecek diye bir şey yok, ama adını koyamadığımız bir denge, bir düzen var. 100 vakanın 90'ında, aile matrisindeki ağırlığın yükünü varsa en küçük çocuklar taşıyor.
* Niye onlar kurban?
- Çünkü sonuncular. Herkesten bir şeyler alarak var oluyorlar ve öyle büyüyorlar. Bir anlamıyla şanslılar, ama bu olumsuz yükü de onlar alıyor, bir tür denge. Bence tesadüf değil, bilinçaltı bir çekim. Problem ne zaman ortaya çıkıyor biliyor musunuz, aileden biri dışlanmışsa, herkesi acıtan, utandıran bir şey yapmışsa ve bu olay gizleniyorsa, işte o zaman bu durum, gelecek nesillerden birinde muhakkak bir hastalık olarak beden buluyor. Hastalıklar aracılığıyla, psikolojik bozukluklarla ya da başka olumsuzluklarla sistemin o geçmişteki haksızlığı telafi etmesi için ortaya çıkıyor. Aile diziminin özü budur.
* Bu dediğiniz nedir? Parapsikoloji mi?
- Yok, alakası yok. Bu anlattıklarım holistik tıp içinde yer alan bütünsellikçi bir yaklaşım. Modern psikoloji sadece aysbergin gözüken yüzüyle ilgileniyor, depresyonum var diyorsanız, nasıl perdeleriz diyorlar, antidepresana başlatıyorlar. 6 ay kullanınca bastırılıyor, ama depresyonunuz bitmiyor, çözülemeyen sorun bilinçaltında duruyor. Bizse bütüne bakıyoruz.
HER ŞEYİ ZİHNİNLE AÇIKLAYAMAZSIN!
Modern insan, her şeyi zihniyle açıklamaya çalışıyor. Eğer biz yaşamımızdaki her şeyi zihnin ve modernitenin bize öngördüğü yöntemlerle açıklayabiliyor olsaydık, o modernitenin sunduğu bilimlerle ve tedavi yöntemleriyle hiçkimsenin depresyonunun, panik atağının, kanserinin kalmaması gerekiyordu. Demek ki, zihnin ötesinde yaşamımızı etkileyen bir takım güçler, bağlar var. İşte holistik yaklaşım buna bakıyor.
Çocuğunuz hiperaktifse sebebi geçirdiğiniz kürtajlar olabilir
* Peki kürtaja neden bu kadar karşısınız? Cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?
- Cinayet demek çok iddialı. Ama anne ve babadan filizlenen ve sistemde yer bulan biri, ortadan kaldırılsa da, sistemdeki yerini ilelebet alıyor...
* Gerçekten mi?
- Evet. Annenin yumurta hücreleriyle, babanın sperm hücreleri bir araya geliyor ve bir yaşam meydana geliyor. Kaç haftalık olduğunun önemi yok. Ama anne-baba diyor ki, “Biz bu çocuğu istemiyoruz.” Zaten eski Yunanca'da kürtaj, “Yok etmek, ortadan kaldırmak, öldürmek” demek. Yani o kürtajları, düşükleri, yok sayamayız, onlar bizim çocuklarımızdı. Ve anne baba onlardan hiç bahsetmezse, morfik rezonans, bir sonraki çocukları da etkiliyor. Hiperaktif çocuklar getiriyorlar. Neden kaynaklandığını bulamamışlar. Yüzde 90'ında ne görüyorum biliyor musunuz? O çocuktan evvel ya da arada en az iki, üç, dört sonlandırılmış çocuk var. Hiperaktif çocuklar nasıl olur? Çok fazla hareket ederler, çok fazla abur cubur yerler. O vakalarda gördüğümüz şudur: Hiperaktif çocuklar, o konuşulmayan kürtajla sonlandırılan kardeşleri için de yiyorlar, onlar için de hareket ediyorlar.
* Bu anlattıklarınız size danışan insanları ürkütmüyor mu?
- Workshoplara gelenlerin çoğu, ilk gün abandone oluyorlar. Grup dinamiğinde, kendilerini tanımayan insanların, dedelerini, babalarını, temsil ettiklerine tanık olunca şaşırıyorlar, “Benim babamın cümlesi bu” diyorlar. “Babamın da sağ ayağında problem vardı, bak o da sağ ayağını sallıyor.” Gerçekten de o kişinin normal hayatında sağ ayağında problem yok. Ama o dedeyi, o babayı temsil ederken oluyor. Bazen kalp krizi geçirmiş birini temsil ederken, temsilcinin kalbine ağrı giriyor. Morfik rezonans işte böyle işliyor.
Geçmişteki cinayetin sonucu çocuktaki şizofreni
* “Hiçbir şey gizli kalmıyor...” Bu ne demek?
- Cinayet işlemiş bir dayı var mesela. O cinayet, aile tarafından yıllarca saklanmışsa, birkaç nesil sonra dünyaya gelen çocuk, ailenin yapamadığını çocuk sistem adına üstleniyor. Hem cinayet işleyen dayıyı, hem de öldürdüğü kişiyi içinde taşıyor. Sonuç? Şizofren. Realiteden kopuyor.
* Demek ki sır saklamak tehlikeli...
- Aynen öyle. Sır olan, saklanan her şey, hastalık olarak, bir takım yaşamsal uğursuzluklar olarak, bereketsizlik olarak karşımıza illa ki çıkıyor.
* Ya ailede intihar da varsa...
- Bana kalırsa, Türkiye'de fakirlik, işsizlik, umutsuzluk, depresyon, sevgili terk etmesi intihar sebebi değil. İntiharların altında sevgiye dayalı bir şey görüyoruz. Geçmişlerinde aile matrisinde intihar etmek isteyip, gücü yetmemiş kişinin yolunda gidiyorlar. Onun beceremediğini beceriyorlar. Ve Almanya'daki araştırmalarımızdan biliyorum, hep aynı tarihte tekrarlanıyor intihar olayları. Ruhsal birikimler, ruhsal ağırlıklar hep bir iki nesil atlayıp birinin bu ağırlığı taşımasına, hayatından vazgeçmesine sebep oluyor.
KÜRTAJ DEYİP YOK SAYMA ONLAR SENİN ÇOCUKLARINDI
Bazen soruyorum, “Kaç çocuğunuz var?” diye, “İki” diyor. “Kürtaj?”, “Tabii, sayısını bile bilmiyorum” diyor, sonra ekliyor, “Beş galiba.” Eline beş tane çocuk veriyorum. Ya eş istememiş ya kadın kendini hazır hissetmemiş ve sonlandırmayı gerçekleştirmişler. Onun acısını da, sanki bir estetik ameliyat olmuş gibi bilinçaltında bir yerlere itmiş. Benim yaptığım çalışmada, büyük bir yüzleşme yaşıyor. O kürtajları bir realite olarak yüreğine alınca sistem rahatlıyor. Sonraki çocukların da bir şey taşımasına artık gerek kalmıyor. Bu kadar da basit. Herkes kendi sorumluluğunu alır, görmesi gerekeni yaşar ve içselleştirmezse, problem teşkil edecek, hastalık oluşturacak dinamiğin önüne geçilmiş oluyor.
Kanser kendisini değersiz hissedenlerde çıkıyor
* Sıkışmalar, blokajlar insanı hasta mı ediyor?
- Aynen öyle. Mesela kanser. Kendini değersiz hisseden, kendisine bir türlü sıra gelmeyen, hep başkaları için didinip duran, geçmişten gelen yükleri süresiz ve sınırsız taşıyan insanlarda oluşuyor. Gerçi holistik yaklaşımda, hastalıkları çok korkulacak şeyler olarak görmüyoruz. İnsanlığın ve gelişimin bir parçası olarak değerlendiriyoruz, sistem yok saydığımız şeyleri bize böyle hatırlatıyor.
* Bütün bu anlattıklarınızı deli saçması olarak değerlendiren bilim adamları yok mu?
- Deli saçması diyen yok da, abartıyorlar diyenler var. Ama yine de kendi muayenehanelerinde dizimleri ve dizilerin bilgisini ciddi anlamda kullanıyorlar. Rezonansın faydası çok yüksek. Artık insanlar, bir yıl bolunca terapist koltuğuna oturmak istemiyorlar. İlaçla da iyileşemediklerini görüyorlar, bir çözüm arıyorlar.
EŞCİNSELLİĞİN MATRİSTEKİ SEBEBİ
* Birini öldürmek, gerçekten ileriki nesillerde otizm olarak mı karşılık buluyor...
- Evet, böyle bir dinamik de söz konusu. Psikozun oluşumunda da benzer bir yapı var.
* Gay'lik, lezbiyenlik...
- Bilinen dinamik şu: Erkek çocuk, erkeklerden yoksun bir ortamda büyüyorsa, sürekli anneyle, anneanneyle, ablalarla haşır neşirse, yani etrafı kadın enerjisiyle çevriliyse homoseksüel eğilimler gösterebiliyor. Ama aile matrisine bakarsak, başka bir dinamikle karşılaşıyoruz: O erkek çocuğunun karşı cinsten bir akrabasının, halasının, teyzesinin, ya da büyükannesinin, çok büyük bir haksızlığa uğradığını görüyoruz. Ve morfo-sistemik rezonans işliyor: O erkek çocuk, o kadın kimse, yaşadığı haksızlık dile getirilmediği için, o haksızlığı çözümleyebilmek için, kendi cinsiyetinden vazgeçip, karşı cinsin davranış biçimini benimsiyor. Böyle çok vaka gördüm.
ANNENİZ SİZİ YETERİ KADAR SEVMEDİYSE
* Annenizin çocukluğunuzda size sevgi göstermediğine takılı kalırsanız, bu kızgınlık ve onu affedememe duygusu, karşı cinsle ilişkilerinizi etkiliyor. Anneniz, var oluşunuzu borçlu olduğunuz kadın. O olmasaydı, siz bir hiçtiniz. Dolayısıyla annesini olduğu gibi kabul edemeyen biri sağlıklı kadın-erkek ilişkisi kuramıyor, iyi bir partner olamıyor. Grup terapisinde, annesinin neden öyle davrandığı da ortaya çıkıyor ve kişi temsilciler vasıtasıyla annesiyle konuşuyor, daha önce söyleyemediği
şeyleri söylüyor.

7 Nisan 2010 Çarşamba

Eğlenceli Poşet Çaylar

Çay içerken Obama'yla dünya politikası, ünlü futbolcularla spor, Marilyn Monroe ile sinema sohbeti yapmak istemez misiniz? Elbette hayali sohbetler olacak bunlar ;) Donkey Products'ın Tea Party serisindeki poşet çaylarıyla bu hayalinizi gerçekleştirmeniz mümkün :) Ben Elvis Presley ile şarkı söyleyeceğim :)

6 Nisan 2010 Salı

Ayıcıklı Yüzük

Canım Edi'min Taşlı İncili Ayıcıklı Yüzüğünü kaçırdığıma çok üzülmüştüm. Bugün Hobbyland'de dolaşırken anahtarlık olarak satıldığını gördüm ve hemen aldım. Bir de yüzük aparatı aldım veee artık benim de ayıcıklı yüzüğüm var :) yaşasın. Sevgili Stil Direktörü'm esin kaynağım olduğun için sana sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :)

DIY_ Düğüm Kolye

Denizci modası varken düğümlerden de faydalanalım :) Kolyeyi burada görüp çok beğenmiştim. Yapılışını adım adım yazmış yapan arkadaş. Malzemelerini alıp deneyeyim dedim. Becerdim galiba :) Ne dersiniz? Bu arada kolye sahibini de buldu, Suzi'şim aldı. Bu serinin devamı gelecek, çok sevdim ben :)

2 Nisan 2010 Cuma

Blogcanların Gücü :)

Arkadaşlar, sevgili Stil Direktörü'müzün Okulumuza Tuvalet projesi için Kocaman Bir Yürek Olsak yazısı ve bizlerin de bloglarımız da bu konuyla ilgili yaptığımız yayınlarımız sonucu Yılmaz Erdoğan ekibinden harika haberler gelmişti. Mahmut Şanlıer'den gelen olumlu haberlerle sesimizin nerelerden duyulduğunu bilgilerinize sunmak istedim :)

Sn. Yetkili,

Okulumuza Tuvalet Sosyal Sorumluluk Projesi

Başta Haber7, İnternet Haber, Stil Direktörü web siteleri ve Kanal A televizyonu olmak üzere çıkan haberler sayesinde kampanyamız geniş kesimlere ulaşmaya devam ediyor

Basında Çıkacak Haberler

  • 02.04.2010 (Bu akşam) tarihinde : Kanal 24 Haber TV de Tıkırtı Gazetesi programında saat 20.00'de "Okulumuza Tuvalet" projesini tanıtacaklar. http://www.yirmidort.tv/
  • 05.04.2010 tarihinde (Pazartesi günü) TRT GAP Radyoda Saat 11.00 le 11.30 arası canlı yayında "Okulumuza Tuvalet" projesi Eyüp ÇOŞKUn ve Mahmut ŞANLIER tarafından tanıtılacak. (Radyoyu internetten dinleyebilirsiniz: http://www.trt.net.tr/Canli/canli.aspx?kanal=TRTGAP&slv=0)
  • Yakın zamanda www.haber7.com sitesi projemizi tekrar haber yapacakmış.

Daha Önce Basında Çıkmış Haberler

Ayrıca web sitemiz Altın Örümcek 2009 (http://www.altinorumcek.com) yarışmasına katılmıştır.
Altın Örümcek web sitelerine oy verme zamanı geldiğinde proje web sitemize oy vermeyi unutmayınız.

Bilgilerinize sunulur.

Mahmut ŞANLIER
0543 427 96 00
Okulumuza Tuvalet Projesi

Şimdi de oy verme zamanı. Hep birlikte bu proje için pc başına. Güç bizde artık!!!

Ben Kimim?

İsminiz: Yeşim Özdemir
Yaşınız: 35
Mesleğiniz: Devlet Memuru
Boyunuz: 1,60
Kilonuz: 49
Ayak Numaranız: 37
Saç Renginiz: Siyah
Göz Renginiz: Koyu Kahve
Kaç kardeşsiniz ve Meslekleri: 2 kardeşiz. Erkek kardeşim Çevre Mühendisi
Anneniz: Emekli
En beğendiğiniz huyunuz: Tutarlılığım
Hiç beğenmediğiniz huyunuz: İnatçılığım
En beğendiğiniz yeriniz: Dudaklarım
Hiç beğenmediğiniz yeriniz: Tırnaklarım
Çantanızda mutlaka bulunmalı: Parfümüm, kitabım, ıslak mendil
Çantanızda asla bulunmaz: Sigara
Arabanızın markası: Henüz yok
Hayalimdeki araba: Porsche 911
En sevdiğiniz yemek: Annemin su böreği
Hiç sevmediğiniz yemek: Kuskus Pilavı
En sevdiğiniz hayvan: Tabi ki kedi
En korktuğunuz hayvan: Sürüngenler ve böcekler
Kullandığınız parfüm: Narciso Rodriguez, Light Blue
Kullandığınız cilt bakım ürünleri: Skin Ceuticals
Her gün mutlaka yaparsınız: Türk Kahvesi içerim
Her gün yapmayı ihmal edersiniz: Makyaj yapmak
Karanlıktan korkar mısınız: Hayır
Korkutmayı sever misiniz: Hayır
Giyim tarzınız: Spor
Asla giymeyeceğiniz: Kürk
Cep telefonunuzun markası: i-mate
Bilgisayarınızın markası: Apple Powerbook
Karşı cinste aradığınız özellikler: Dürüstlük
Karşı cinste hoşlandığınız tip: Kumral, uzun boylu, renkli gözlü
En beğendiğiniz oyuncu: Johnny Deep
Benzetildiğiniz bir oyuncu: Yok
Film çevirmek istediğiniz ünlü: Johnny Deep
Başka bir şey yapmak istediğiniz ünlü: Yaşar'la şarkı söylemek isterim
Tuttuğunuz takım: Beşiktaş
Hangi dalda bir sporcu olmak isterdiniz: Buz Pateni
En büyük hayaliniz: Bahçeli bir evim, bahçesinde kedilerim olsun...
Gerçekleştirdiğiniz bir hayaliniz: Kocacığımla evlenmek ve Miya'ya sahip olmak :)
Asla yapmam dediğiniz bir çılgınlık: Çıplak poz vermek
Yapabilirim dediğiniz bir çılgınlık: Aklıma gelmedi :)
Upps mimlemeyi unutmuşum :) impossible, Herşeyden Biraz, Atölye Kedi, Cecilia, Hobicell, Lolipu.
Sevgili Chilek ve Handan beni mimlemişler. Teşekkürler canlarım keyifle cevapladım ve cevaplarımın bazılarını da resimledim :)
Mimlediğim arkadaşlarımın da bu sorulara cevap vermelerini bekliyorum :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...